inan bana çocuk.
çok isterdim diyebilmek;
“zamanla geçecek.”
ve daha çok isterdim diyebilmek;
“zamanla gelecek.”
inan bana çocuk.
çok isterdim diyebilmek;
“zamanla geçecek.”
ve daha çok isterdim diyebilmek;
“zamanla gelecek.”
Uyuyamıyorum bak, uyuyor musundur şimdi acaba.
Canım yine ellerini tutmak istedi, ara sıra istiyor musundur sen de.
Bir şarkı var, çaldığında bir yerlerde, geldiğinde kulağına hatırlatıyor mu beni sana.
Eksik hissediyor musun sen de, yoksa tamamlamaya mı çalışıyorsun kaybolan parçalarını.
Zaman burda geçmiyor, geçse de geri getirmiyor, sen yakalayabiliyor musun saatleri.
Yüzümü yavaş yavaş unutmaya başladın mı yoksa anımsayabiliyor musun hala her baktığın insanda.
Ağladığımı bilsen, üzülür müydün.
Özlediğimi bilsen, özler miydin sen de?
Laf geçiremediğin her hücrene çoktan işlemiş.
Bundan sonra asla demeye kalmadan bağlandığın.
Sikseler vazgeçemeyecek kadar çoktan çoktan alıştığın.
Midendeki kelebekleri gözlerinden taşırdığın.
En sinirli anında gelse gülücükler saçtığın.
Düşündükçe parmak uçlarına kadar uyuştuğun.
Ayaklarının artık yere değmediği anlarda pembe, mavi, yeşil bulutlarla uçuştuğun.
Tüm mimiklerini alıp saklamak istediğin.
Göğüs kafesinin uçacak kadar hafiflediği.
İmkansız olduğunu bile bile istemekten vazgeçemediğin bir şey.
Sonra;
Birden sertçe yere düştüğün.
Hiç durmadan düşündüğün.
Hiç durmadan üzüldüğün.
Hiç durmadan öldüğün.
Günden güne küçüldüğün.
Artık, göğüs kafesinde taşıyamayacağın kadar ağır gelen.
Bir şey..
Ve ne yaparsan yap
Ne kadar silersen sil
Ne kadar nefret edersen et
Ne kadar içersen iç
Kiminle konuşursan konuş, kimi yerime koyarsan koy
Şarkılarımızı bile ne kadar başka biriyle paylaşırsan paylaş
Yüzümü ne kadar silersen sil aklından
beni unutamayacaksın.
Bıraktığım küçücük bir anı karşına geçip alay edecek seninle.
Sanırım biraz alışıyorum. Bazen mutsuzluktan uyanıyorum, zaten zor uyurken, düşünmemeye çalışırken bile düşündüklerimle. Şarkılar söylüyorum yokluğuna. Şarkılar. Onlar da incitiyorlar, onları da incitmişler zamanında. Kırmışlar, dağıtmışlar, hapsedip gitmişler. Arada ellerini tutmayı özlüyorum. Hep bir şeyler eksik, varlığını istiyorum. İç gıcıklayıcı bir yalnızlık sarıyor her yanı. Sonrası aynı. Anlatımların akışlarını bozuyorum, cümleleri kendi anlamlarında kaybediyorum.
Bir eskici dükkanındaki eski ve pahalı eşyalar gibi şimdi hayat. Alıp bir köşeye koyduklarından, öylece izleyip uzaktan. Sadece çok kırık. Şimdi duyduğum hep kırıklık. Bir de yokluk. Yokluğun. Doldurulur gibi değil. Gelene kadar ya da gelmeyene kadar hep öyle kalacak, kimseler dokunamayacak. Ve zaman, akıyor ağır ağır. İyileştirmiyor. Hep bir şeyler değişiyor ama hiçbir şey değişmiyor. İşte..
Bazen çok seviyorsun, sonra geçmiyor.
Çok alıştım. Hiçbir şey yapamasak bile varlığına. Buralarda bir yerde olduğuna. En mutsuz anımda aklıma gelip gülümsetişine. Ellerim bomboş kalsa bile bir gün tutacağını umut etmeye. Düşünüp seni her şeyi siktir etmeye. Meraktan uyuyamamaya. O hep aynı yazılan ama bambaşka gelen günaydınlara, iyi gecelere. Yanımda olamasan da gözlerimi kapatıp hayalini hissetmeye, ona sarılmaya ve bununla yetinmeye. Çayımı huzurla içmeye. En alakasız yerde konuştuklarımızı hatırlayıp bi otuz saniye hayattan kopmaya. Yoksun diye üzülüp her gün mesafelere sikip sokmaya ama buna rağmen dayanmaya. Tartışmalarımıza bile. Belirsizliklere. Beklemelere. Küsememeye. Nefret ederken bile sevmeye. Körü körüne bağlanmaya, her defasında inanmaya. İçimde, derinlerde hep hissetmeye, umutlarla büyütmeye. Sana. Çok alıştım ben.
Gitme.
Boş bir oda, içinde bir dolu yalnızlık, dolu bir kafa.. Soluk bir pencere, kirlenmiş camlar, ardında soğuk bir hava, gözlerin daldığı gri uzaklar.. Soğuk eller, acıyan kirpikler, yorgun düşünceler.. Masada nemli kağıtlar, birikmiş kahve bardakları, yerde cam kırıkları, unutulmuş bir beden..
Bulutlar, hiç gitmiyorlar. Uzanıyor eller, dokunamıyorlar. Sevmiyormuş gibi yapıyorlar. Ölmemezlikten geliyorlar. Ondan başka hiçbir şey anlamıyorlar.
Büküyorlar dudaklarını, gülmüyorlar. Umursamıyorlar.
Uzaklara gidiyorlar, kendilerine geliyorlar. Karanlığa alkış tutuyorlar. Şarkı içip şarap söylüyorlar. Siyah kelebekler yakalayıp dans ediyorlar lacivert kırlarda. Dağıtıyorlar hayallerini. Kapatıyorlar gözlerini. Sanki uyuyormuş gibi.
Aslında çok özlüyorlar.
Ellerim titreyerek uzanırdı saçlarına doğru. Defalarca düşünürdüm kelimelerim dudaklarımdan çıkmadan önce, defalarca izlerdim dudaklarını kelimeler süzülürken. Ne zaman kaybedeceğim diye beklerdim korkarak, bilirdim çünkü. Hikayeler hep biterdi ben küçükken ya da yarısında uyuyakalırdım düşlerime doğru yine. Düşünmekten uyuyamadığım geceler üzülmekten uyuyamadığım gecelere dönüşecekti bir gün. Ya umutlar? İçimizde umutlar büyütmüyoruz, umutlarımızı genç yaşta öldürüp yeni umutlar türetiyoruz. Ya ben? Beni her şekilde öldürürdün, ya gözlerinde boğarak, ya da yokluğunda boğarak. Ya sen? Sen hep sevecektin değil, sen hep gidecektin. Peki biz? Biz de her hikaye gibi başladık, ya sen uyuyakaldın yarısında ya ben.
Şimdilerde ellerim titreyerek uzanıyor boşluğuna doğru. Defalarca düşünüyorum yerine kimleri koyabilirim diye, defalarca üzülüyorum yerinde başkalarını hayal edip, yerimde başkalarını hayal edip. Çoğunlukla kırılıyorum kendime, kendi düşündüklerime, üzüldüklerime. Sonra uyuyakalıyorum yine.. Aynı sabahlara uyanıp yaşıyormuş gibi yapıyorum ne zaman biteceği belli olmayan şu hayat hikayeme.
Bazen “hoşçakal” demeyi öğrenmen gerekir.
“hoşçakal” demeyi öğretirler sana. İnce ince döşerler kalbinin kırıklarını egolarına. Umursuyormuş gibi davranıp görmezden gelirler. Aranızdaki bağı boynuna dolarlar, nefessiz bırakırlar. Hep bakarlar ama hiç görmezler. Yakarlar ufak bir yalan çöpüyle hayallerini. Artık “hoşçakal” demen gerekir. Usulca uzaklaşırsın ondan soğuklara doğru, üşümen umrunda olmaz. Ne kadar uzağa gidersen git aklına geldiği an canını çok acıtır. Hep seninledir, içinde, dışında, dinlediğin şarkılarda, izlediğin filmlerde, anılarında, uyumadan önce, uyandığında, gülümserken, ağlarken, hayal kurarken, yemek yerken mesela..
Hoşçakal dersin ya.. Hoşça kalmaz ki, şu an bile aklında bak sahi.
Film bittikten sonraki kalabalığın dağılışı gibiydik.
Ceketimizi aldık
Üstümüzde bir telaş
Hala kulaklarımızda çınlayan soundtrack
Aklımızda düşünceler
Buruk bir etki
Sağa, sola tek tek dağıldık
Son bir kez ekrana baktık
Işıklar yandı
Ekran karardı.
Farkında olduğumuz halde hatalar yaparız. Gerçekleşmeyeceğini bile bile dilek tutarız. Rahatlamayacağımızı bile bile ağlarız. Geçmeyeceğini bile bile uyuruz. Kırılacaklarını bile bile hayaller kurarız. Biteceğini bile bile bağlanırız. Gelmeyeceğini bile bile bekleriz. Sabaha hiçbir şey düzelmeyeceğini bile bile umut ederiz. Acıtacağını bile bile o şarkıları açarız. Kanatacağını bile bile yarayı kaşırız, sonra birilerini alır o yaraya basarız. Yine başa sararız. Gideriz gideriz, hep olduğumuz yere geliriz. Anlamayacaklarını bile bile anlatırız.